Zitate und Weisheiten für Führungskräfte

Erkan Güneyoglu Önder Demir
Zitate und Weisheiten für Führungskräfte
Jeder Gedanke, jedes Gefühl, jedes Wort, jede Handlung alles ist Energie und Schwingung. Jede Energie sucht sich ihre Resonanz und geht im Kosmos niemals verloren.
€9,99 Softcover

Sonntag, 31. März 2013

Ruhun Varlığının İspatı nedir?





Bir insan bedeni  vücut ve ruhun birleşiminden oluşur. Beden et ve kemik olan aslı toprak olup, topraktan gelen kimyasal ve fiziksel değişime uğramış proteinler sayesinde yaşayan ölünce yine toprak olacak olan bir yapıdır.
Ruh ise Allah’tan gelen, vücudu canlı kılan, gören, hisseden ilahi bir hediyedir.

Ölü bir insan düşünelim. Eli, kolu, beyni, gözleri, kalbi vücudu tam olarak yerindedir. Bu insana fıkra anlatsak, bilmece sorsak, korkunç hikayeler anlatsak, hüzünlü olaylar anlatsak bir tepki verir mi bu ölü insan?
Canlı iken her fıkraya gülen, hüzünlü her olaya üzülen , korkan-sevinen üzülen bu insana ne olmuştur. Daha doğrusu can alıcı soru şu : Ölürken insandan eksilen nedir ki o olmayınca neşe, sevinç, hüzünde olmuyor. İşte o ruhtur.
Bazıları kalp çalışmıyor kan dolaşımı duruyor, beyin faaliyetlerini sona erdiriyor o nedenle insan gülmüyor diyebilir. Onlara şunu sormak lazım. Tüm bunların sona ermesine neden olan vücuttan ayrılan, vücudun pilini bitiren nedir ? çünkü iri bir adama bakıyoruz ayağı taşa takılıp yere düşüyor beyin kanamasından ölüyor. Küçük bir bebek apartmanın 5. Katından düşüyor burnu bile kanamıyor, yaşıyor. Normalde vücutlarının sağlamlığına bakınca tersi olması gerekir. Demek ki insanları yaşatan beden ve onun işlevleri değildir. Bunlar hayatta olmanın göstergeleridir. Hayat nedeni, yaşatan ruhtur. Ruh çıkınca bu göstergelerde işlevlerini yitirirler.
Demek ki duygularımızı var eden, hissiyatın kaynağı olan ruhtur. Yoksa sevinme, üzülme, fikir, düşünce gibi kavramları, kuru bir vücut organları arasındaki elektrik akımı ile izah etmek imkansızdır. Ruhla duygu vardır. Ruh emaneti geri alınca, duygu, his, düşüncede vücudu terk eder.
Yine bir ölü düşünelim : Gözleri vardır fakat göremez. Halbuki canlı gözü ile aynı gözdür ölünün gözü de.
Soru şudur : Ölürken bu insandan ne eksilmiştir ki gören gözler görmez olmuştur. Eksilen ruhtur, ruh gidince görmede sona erdiğine göre görende göz değil, ruhtur. Ruh gözleri bir pencere, bir periskop gibi kullanır ve dışarıyı seyreder .
Bazı insanlar görme olayını şöyle açıklarlar : Bakılan cisimden trilyonlarca ışık parçacığı göze gelir, göz bu ışık parçacıklarını kimyasal etkileşime sokar ve beyine bu ışık parçacıklarını elektrik akımı olarak gönderir. Görme olayı böylece vuku bulur.
Soru ve sorun şudur : Beyin hücresinde görme olayı bir elektron coşkusundan ibarettir. Beynimizin görme ile görevli merkezini binlerce kez büyütsek, karşımıza sadece hücre içinde belli noktalara yığılan elektron dizilimine rastlarız. Peki bu elektrik sinyallerini anlamlı görüntü şeklinde gören nedir ?
Beyin, göz zaten bu oyun içinde birer figürandır. Oyunu seyreden gören kimdir ?
Gören beyin et parçası, protein, yağ moleküllerini olamaz. Gözden gelen elektronları anlamlı görüntüye beynimiz dönüştürür ama beyin hem ekran hem göz hemde izleyici olamaz. Beyin televizyondur, kendi yaptığı görüntüleri kendi izleyemez. O halde beyin elektron sinyallerini tv gibi görünür kılar, ruhta o TV’yi seyreder.
Ruh vücuttan ayrılınca, oyun devamda etse seyreden kimse kalmadığı için göz görme işlemindeki fonksiyonunun önemini kaybeder görmeye aracı olma hali sona erer.
Kendimize soralım : “Ben, dediğimiz varlık kimdir ? Et-kemik, yağ, protein yığını olan bu beden kendi kendine ben deyip düşünüp, görüp sevinip üzülebilir mi? Et yığını kendine ben diyebilir mi ? O halde kendine ben diyen bedenimiz değil ruhumuzdur.
" Bir ben vardır benden içeru " sözü buna işarettir.
Gören, düşünen, duygulanan, hisseden 6.his, telepati, psikometri hep ruhtur. Buna en en güzel örnek çizgi filmlerdeki dev robotlardır. Robotun baş tarafında da bir insan bilgisayar tuşları, çeşitli kollar, düğmelerle dev robotu yönetir. Dövüştürür, yürütür, hareket ettirir. Fakat o robottan o insan çıkınca geriye paslanmaya başlayan bir metal yığını kalır. Tıpkı onun gibi ruhumuzda robotu yöneten insan gibidir. Bedenimizde robot gibi. Ruhumuz beynimizi bilgisayar tuşları gibi kullanıp bedenimizi yönetir. Ruh çıkınca geriye çürümeye başlayan et ve kemik yığını kalır. Bazı alimler bunu ruh binici çesed attır diye özetlemişlerdir. Kısaca ruh vardır. Vücudu yönetir, düşünce, görme, his merkezidir.
Parapsikoloji adlı ilim dalı ruhun faaliyetlerini pozitif bir bilim dalı olarak inceler, insanların bakışlarıyla kaşık, çatalı eğmesini, bir kişinin bir eşyasına dokunup, o kişi hakkında doğru bilgi vermeyi, karşıdaki insanın düşüncelerini okumayı, bazı olayları önceden sezebilmeyi, astral seyahati...vs. gibi paranormal (normal ötesi) olaylarla ilgilenir. Bizim evliya kerametleri dediğimiz olaylara rasyonalist (akılcı) bir açıklama getirmeye çalışır. Bunda özellikle kuantum fizik teorisi ve izafiyet teorisini hareket noktası olarak kullanır.
Gören ruhtur dedik. Bizler uyur iken bazen ruhumuz, bedenimizden ayrılır. Fakat “altınımsı renkte ince bir bağ ” ile vucudla beden arasındaki bağlantı koparılmaz. (Yoksa insan ölür...). Ruh gezer, görür, semayı seyreder sonra vücudumuza geri döner. Aradan bir süre gün, yıl, yıllar geçer. Sonra uyanık iken beden + ruh ruhumuzun gezdiği yerlere ilk kez gideriz ve Aa! Ben daha önce bu yerleri görmüştüm deriz. Evet görmüştük ve görende ruhumuzdur. Ruhumuz uykumuzda (rüya -ı satıka ile ) yakın geleceği sembollerle sezebilir. Rüya tabirleri ilmi bu sembolleri açıklar.
Ruh ile beden , devamlı bir mücadele, savaş halindedir. Beden durmadan bir şey ister. Acıkır, yemek, susar, su, üşür, elbise, evi varken yat, yatı varken kat, euro... dolar... ister . Ta ki gözünü toprak doldurana ölene dek. Ruh ise bir şey istemez. Acıkmaz, susamaz... ölmez... Ruh, beden mücadelesini beden kazanırsa o insan artık kötü ruhlu, bencil, egoist biri olur. Eğer ruh savaşı kazanırsa vücudun midesini oruçla, ağzını kötü söz, yalan, gıybet yerine zikirle, fikirle, gözünü haramdan sakınarak, elini ayağını harama uzatmayarak, kalbini Allah’ın zikri ve aşkı ile doldurarak geçirir ne zamanki beden ruha teslim olur ona itaat ederse, vucud bu defa ruha benzemeye başlar. Ruhun uçabilme, görünmeme, şiş batınca kan çıkmaması, su üzerinde yürüme, bir anda iki yerde olabilme özellikleri bedene yansır. Keramet adı verilen olaylar tezahür eder. Ruha sahip her insan belli disiplin et yememe, oruç tutma, zikir, namaz ile keramet denilen aslında tüm canlı insanların yapabilme yeteneğine sahip olduğu belli bir aşamayı gerektiren bu hallere sahip olabilirler. Tabii ki tüm fiiller Allah rızası için ve Allah rızasına uygun yapılmalıdır. Keramet peşin sıra gelir. İslam’da önemli olan rıza-ullahtır. Yoksa keramet denilen istidracı gösterse de Allah rızasını kazanamayan, insanın yeri ebedi Cehennem olur.
Ruh bu gücü, bu kapasiteyi, potansiyel, statik enerjiyi nereden alır ? Kur’an-ı Kerim de bu soruya şöyle cevap vardır : Adem’i yarattığım zaman ona ruhumdan üfledim. Çamur halindeki Hz. Adem’e Allah'u Teala kendi ruhundan üflüyor.(Üflemek asla bir parça anlamına gelmez, yani üflenen ruhla Allah’ın bir parçası bize geçmez, ama nasıl ki dağlardan gelen rüzgarda tabiatın korkusu vardır, üflemede de o ulvi, yüce yaratıcının sıfatlarının izleri mutlaka vardır.). O çamur ruh ile birleşince insan diriliyor. Ruh çıkınca (ölünce) insan yeniden çamur-toprak oluyor.
Demek ki ruh bize Yüce Yaratıcıdan bir hediye, onunla yaşıyor, duygulanıyor, “ben” im diyoruz. O çıkınca kokuşan, çürüyen bir ceset kalıyor geriye.
Demek ki önemli olan ruhtur, ruh güzelliğidir. Beden ve beden güzelliği değildir.
Bir kadın düşünelim güzel mi güzel tıpkı ay parçası gibi masum görünür ve güzeldir. Fakat ruhu kirli ve kötüdür. O kadınla asla mutlu olunamaz.
Evet beden güzelliği de iyidir ama asıl ve önemli olan ruh güzelliğidir.
Hz. Muhammed (sav) evlenilecek kadında sülale, mal ve güzelliğe değil öncelikle ahlak, huy (ruh) güzelliğine bakın buyururlardı.
Özetlersek, İnsan, Beden ve Ruh'tan oluşur fakat  asıl olan ruhtur. 


Donnerstag, 7. März 2013

Çakralar ve Özellikleri nelerdir ?






Her insanın içinde, dışarıdaki fiziksel dünyayı yorumlayan bir sinir ağı ve duyusal organlar mevcuttur. Aynı zamanda, içimizde, fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal varlığımızı gözeten üç kanal nadi ve yedi enerji merkezinin yeraldığı Çakra dediğimiz gizli bir beden bulunmaktadır.

Yedi çakranın herbirinin birçok ruhani niteliği vardır. Bu nitelikler, içimizde hiç zarar görmemiş olarak yeralırlar, ve kendilerini çoğunlukla ortaya çıkarmamalarına rağmen asla yok edilemezler.

Çakralar, saklı enerjilerin çalışma ağının bir parçasıdır ve gözle görülmeyen enerji, bedenimiz üzerinde, çarka benzeyen delikler halindedir. Geniş ağızları olan, bedene yaklaştıkça daralan, uzun ince hunilere benzerler. Yüksek katlardan gelen enerjileri bedenimize aktarma görevi yaparlar. Bunları, bedenimize gelen enerjilere açılan küçük birer kapı gibi düşünebiliriz.
Her çakra, farklı frekanstaki bir enerjinin giriş kapısıdır. Bu enerji kanalları, insan vücudunda yaşam enerjisini dolaştırır ve enerji akışını dengeler. Ne zaman bu kapılardan birinde tıkanma oluşursa, bedenin enerji alımı güçleşir: İşte problemler böyle başlar. Çünkü, bedeni besleyen enerji akımı kısıtlanmış olur. Çakralar düzgün çalışmadığı zaman beden, sağlığını korumakta zorlanır.
Yaşam enerjisi, çakralar yolu ile bedende dolaşım sağlar. Çakralar, birçok insanda minimal düzeyde çalışmaktadır. Eğer düzenli bir enerji alışverişi olursa, bilincimiz de daha şuurlu bir seviyeye ulaşır.
Bütünü ile enerji alışverişine açık olan insan vücudunda, bu enerjilerin dönüşüme uğratıldığı noktaların sayısı hakkında çok farklı bilgiler bulunmaktadır: Bunların 150.000, 100.000, 90.000 olduğunu söyleyen eski metinlere rastlamak mümkündür. Bilinen ikincil çakralar 21 kadardır.
Vücudumuzdaki ana merkezleri kontrol eden çakraların yedi tanesi çok önemlidir. Beden üzerinde, omurga boyunca yer alırlar. Çeşitli şekillerde, büyük salgı bezleri ve sinir ağı merkezleriyle kesişirler.


1. Kök Çakrası
Kuyruk sokumu üzerindedir. Burada böbrek üstü bezleri vardır. Böbrek üstü bezleri, her iki böbrek üzerindedir ve beden sıvılarının kimyasal yapısını kontrol ederler.

Birinci çakra sakrum kemiğinin altında yeralır ve başlıca niteliği masumiyettir. Masumiyet, önyargıların ve şartlanmaların getirdiği sınırlar olmaksızın, saf ve çocuksu neşeyi deneyimlediğimiz bir niteliktir. Masumiyet bize haysiyet, denge ve son derece kuvvetli bir yön duygusu ve yaşama amacı verir. O, sadelik, saflık ve neşeden başka birşey değildir.

Masumiyet, küçük çocuklarda varolan ruhani bilgeliktir ve bazen modern yaşam tarzlarımız yüzünden bulutlanır. Ama bu nitelik sonsuza dek bizim içimizdedir ve asla yokedilemez. 



2. Sakral Çakrası
Göbek deliğinin altında, karın bölgesindedir. Burada yumurtalıklar, erbezleri ve prostat bezi vardır. Bu çakra hem cinsel, hem de yaratıcı enerjiyi kontrol eder. 

İkinci çakra, yaratıcılığın, saf dikkatin ve saf bilginin çakrasıdır. Bizi ruhani ilham kaynağına bağlar ve etrafımızdaki güzellikleri deneyimlememizi sağlar. Bu çakra tarafından verilen saf bilgi akla ait değildir, fakat avuçlarımızın içinde hissedilebilen ve gizli bedenimizdeki tıkanıklıkları ortaya çıkartan Gerçeğin birebir idrakıdır. Bu çakra ayrıca saf, istikrarlı dikkatin ve konsantrasyon gücünün de merkezidir.
Fiziksel boyutta ikinci Çakra karaciğer, böbrekler ve karnın alt bölümünü kontrol eder. Çok fazla düşündüğümüz zaman, bu merkezin tüm enerjisi tükenir, ve bu çakra tamamen dengeden çıktığında şeker veya kan kanseri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. 




3. Güneş Çakrası 
Mide çakrasıdır. Göğüslerin altında göbek deliğinin üzerindedir. Burada mide, karaciğer, dalak gibi organlar bulunmaktadır. Salgı bezi olarak, midenin hemen arkasında pankreas vardır. Pankreas ensülin salgılar, bu da kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde ve karbonhidratların metabolizmasının kontrolünde önemli rol oynar.

Üçüncü çakra bize cömertlik, mutlak tatminkarlık ve menuniyet duygularını verir. Sol tarafta, bu merkezin ana niteliği huzurdur, bu çakrayı temizleyerek kişi stres ve gerginlikten kurtulur. Sağ tarafta, dikkatimizin ve konsantrasyon gücümüzün organı olan karaciğeri yönetir.



4. Kalp Çakrası
Göğüslerin ortasındadır. Burada timüs bezi bulunur. Timüs bezinin çalışması ile bağışıklık sistemi arasında yakın bir ilişki vardır.

Dördüncü çakra, kalbin çakrasıdır ve burası, bütün hareketlerimize şahitlik eden, içimizde gizlenmiş bir elmas gibi parlayan, ezeli ve ebediyyen saf olan ve hiçbirşey tarafından bozulmayan gerçek Kendi'mizin, Ruh'umuzun bulunduğu yerdir. Aydınlanmadan sonra, dikkatimiz ilk defa olarak Ruhumuzla iletişime girer ve biz böylece Ruhumuzun idrakına varırız. Egomuz ve şartlanmalarımızla oluşmuş olan tüm yanlış kimliklerimiz yokolur ve biz gerçek doğamız olan Ruhumuzla ödeşleşmeye başlarız.

Fiziksel boyutta, bu çakra kalbimiz ve akciğerlerimizi kontrol eder. Eğer bozulmuşsa astım veya kalple ilgili çeşitli rahatsızlıklar meydana gelebilir.

Şefkat ve sevgi kalbimiz aracılığı ile ortaya çıkar, ve aynı zamanda bize sorumluluk duygusu ve başkalarına karşı temiz davranışlar verir. Kalp Çakrası orta bölgede mutlak güvenlik ve inanç duygusu verir. Bütün endişelerimiz, şüphelerimiz ve korkularımız, Kalp Çakrası aydınlandığında sona erer.


5. Boğaz Çakrası 
Önde gırtlak çıkıntısından başlayarak boynun arkasında, omurilik soğanının hemen altında son bulur. Burada tiroit bezi vardır.
Beşinci çakra, diplomasinin, başkalarıyla saf ilişkilerin ve neşe veren bağımsızlığın çakrasıdır. Açıldığı zaman, bütün suçluluk duygularımız ve vicdan azabımız yokolur ve şefkat dolu bir sese sahip oluruz. Başkalarına hükmetmek eğilimimiz veya başkaları tarafından hükmedilme duygusu, büyüklük veya küçüklük duygusu ve tüm kıskançlıklar ortadan kalkar.  



6. Alın Çakrası 
Alın üzerindedir. Burada hipofiz salgı bezi vardır. Bu bezin işlevi, büyümeyi ve metabolizmayı kapsayan hormonları salgılamaktır. Bu çakra hem fiziksel, hem de spiritüel anlamda görme ile doğrudan bağlantılıdır.

Altıncı çakra affediciliğin ve şefkatin çakrasıdır. Affedicilik, öfkeyi, nefreti ve küskünlüğü ortadan kaldıran ve alçakgönüllülük içinde, Ruhun soyluluğunu ve cömertliliğini keşfeden güçtür. Bütün egomuz, şartlanmalarımız, alışkanlıklarımız, ırkçılık fikrimiz ve tüm yanlış kimliklerimiz affediciliğin içinde eriyip yokolur. Bilincimizin yedinci çakra olan son durağa yükselmesi için yolu açan dar bir köprüdür.

Fıldır fıldır dönen gözler, saf olmayan şeylere bakmak veya benmerkezcilik bu merkeze hasar verir. Gökyüzüne, toprağa veya doğaya bakmak ise onu temizlemeye yardımcı olur.  



7. Taç Çakrası 
Başın üst kısmında bulunmaktadır. Burada epifiz salgı bezi vardır. İşlevi tıbbî açıdan tam olarak kanıtlanmamış olsa da büyüme ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Melatonin salgılar.
Yedinci çakra bütün çakraları tüm nitelikleri ile birlikte içinde barındırır. İnsan idrakının son kilometre taşıdır. Bu çakra bize, merkezi sinir sistemimiz hakkında Gerçeğ'in kesin ve mutlak idrakını verir.




Aura Nedir ?




Aura Nedir ?

Canlı ve cansız her varlık, aura adı verilen bir enerji tabakasıyla çevrilidir. Kolay kavranmayan, görünmez, akışkan bir özdür. Canlıların bedeni etrafında yer alan ve uzun süreli elektrik akımları olarak alan oluşturan elektromanyetik alanlardır. Bu elektrik dalgaları, çeşitli renkler oluşturan salınımlar ve frekanslardır. Bu frekanslar çakralarla da yakından ilişkilidir.
Eterik, duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak farklı tabakalar oluştururlar. Bütün aura alanlarının kendi titreşim frekansları vardır. Hepsi kendi frekans sınırları içinde bir enerji hareketine sahiptir ve birbirinden ayrı değil, birbirleri içinde yayılırlar. Frekans alanları genişleyip yükseldikçe, farkındalığın yüksek şekillerine ulaşılır.
Kendimizi korumak için, bu enerji tabakalarını güçlendirmek mümkündür ve gereklidir. Rahatsızlıklar önce aura tabakalarında başlar ve fiziksel bedene doğru hareket eder. Aura tabakaları koruma sağladığı için, auramız zayıf olursa, alanımıza istenmeyen enerjileri toplayabilir ve enerji alanımızı daraltıp bizi hastalığa yatkın hale getirebilir.
Bu tabakalar, insanın sağlık durumunu belirleyen enerji kanallarıyla doludur. Enerji akışında meydana gelen engeller yüzünden rahatsızlıklar önce aurada başlar. Eğer tıkanıklıklar giderilmezse, bedeni etkilemeye başlar. Aura, canlının enerji olarak gerçek ifadesidir. O, insanın güçlerinin, düşüncelerinin ve duygularının toplamıdır.